18 Kasım, 2009

aman diyim

8 yorum
şu bebe alışverişi dünyası pek engin bir deniz.
deniz de değil, okyanus mübarek.
şimdi şu alttaki pusetlerse, sanırım bu okyanustaki bir nevi st. martin ya da ne bileyim bora bora adası mahiyetinde parçalar.
tasarım/estetik harikası ve tahmin edileceği üzere pahalılar.
insanın özellikle hamileyken bakası ve tapası gelir bunlara.
ta ki bebe doğup da dünyanın kaç bucak olduğunu anlayıncaya kadar :)


kan ter içinde bebeyi hazırlayıp, o zırlamadan kendinizi dışarı atmak veya dışarıda 40 cm yüksekliğinde kaldırımlara tırmanmak gerektiğinde bu pusetlersizi çıldırtabilir. olmaz kısaca. evde oturmayı tercih edersiniz.
ha tabi medeniyet seviyesi yüksek bir kentte yaşıyorsanız durum farklı.
ay aklıma ne geldi şimdi bak.
7-8 aylık hamile falanım. gidip gidip bir takım gudik şeyler alıyorum bebeye. zara'dan böyle çok trendy görünen minik gömlek, hırka, kazak gibi şeyler işte. sonra akşam evde sefkilüyle bakıp bakıp ay çok şeker falan diyoruz. o sıralarda kafamın üzerimdeki düşünce balonunda şöyle yazmakta:
-oğlan ocak başı gibi doğacak ya, e nisan falan gibi havalar ısınınca atarız kendimizi sokaklara... giydiririm kuzuyu güzel güzel, koyarım pusetine, strabuck'a falan gider keyif yaparız azcık :)))

hı-hı, oldu canım kardeşim.
var ya, nasıl gülüyorum şimdi kendime :)

nisan ayında durum şuydu zira:
efe ağır kolik. paso ağlamakta. dışarı çıkınca da çılgınca ağlamakta hatta. öyle uyumakmış, mayışmakmış hak getire. asla ve kat'a pusete oturtamıyoruz. 5 dakikalığına hava alsın diye, bizimki ciyak ciyak ağlarken apartmanın önünde bir tarafımdan terler akarak dolaştırmak durumunda kalıyorum bazı günler. herkesin bebeği dışarı çıkınca uslu uslu pusetinde oturup, tatlı tatlı çevresine gülümserken; ben bizim minik bir canavarımsıyla değil starbucks'a, üç adım ötedeki annemlere bile gidemiyorum! o güzel puseti sadece evde uyutmak için kullanıyoruz :( paracıkları döküp aldığım minik gömleklerden de nefret etmesi cabası :) asla ve asla giymek istemiyor böyle şeyleri... ayrıca zaten o kadar küçük almışım ki, hemen de küçüldüler!
ay çok komik! o zamanlar bayağı üzülüyordum tabi de, şimdi gülüyorum :)
şimdi bunları okuduktan sonra diyorum ki;
o zaman sevgili anne adayları ne yapacaklarmış? mümkünse en bir pratik, en fonksiyonel, en yumuşak, en hafif olanı seçeceklermiş her daim!

inglesina klasik puset
stokke xplory

13 Kasım, 2009

kipat oku!

11 yorum
bunlar kitapyurdu.com'dan sipariş ettiğim ve bugün elime ulaşan kitaplar.
gökyüzü okulu, efe için zira aydede ve yıldızlar için deli oluyor bir süredir.
haaa, pippi ve kumkurdu da onun içindi ama önce ben okuyiciğim :)
diğerlerine ne zaman sıra gelecek bilmiyorum şu an, ama dediğim gibi okuma listemin en başında OSHO var şu aralar... anarşik deli! (bi de yakışıklı yahu)
çocuk kitabının 152. sayfasında koptum. şöyle demiş çünkü çocuklar için:
'...onlar sadece hippi, başka bir şey değiller...'


12 Kasım, 2009

less is more

3 yorum

etsy'e taktım yine bu aralar, anlaşılıyordur herhalde.
Şenay Akın, son zamanlarda gördüğüm/keşfettiğim en yalın ve kendine has takıları yapan tasarımcı.
özellikle şu yüzüklere bayıldım...
ve işte etsy'deki dükkanı.
yaş ilerledikçe insanın zevkleri daha bir sadeleşiyor sanırım.
35 yaşa yani bir nevi yolun yarısına yaklaşırken artık, giyim-kuşamda, takıda ya da makyajdaki en bir sevdiğim şey veya mottom da diyebilirim sadece ve sadece doğallık, yalınlık ve eğer mümkünse: yokmuş gibilik!
abartılı olan, kitch sayılabilecek hiçbir şeye bakamaz oldum. nasıl sürerdim eskiden o bordo renk rujları falan bilemiyorum. (eski dediğim de yaş 16 falan, M.Ö. sayılır) annem ayılıp bayılırdı her sürdüğümde :)
hafif baharatlı parfümlere de bayılırdım mesela. şimdi yanından bile geçemiyorum. çiçek kokuları yeterli geliyor.
saç konusu da ayrı tabi. fön çekildiği belli olan saçı sevmiyorum. kuaföre anlatmakta zorlandım geçen gün. 'hani öyle bir çekelim ki kuaföre gittiğim belli olmasın' dedim, adam sadece güldü amma saçmaladın şimdi der gibi. böyle işte.
less is more hakkaten de. insan zamanla, tecrübeyle daha iyi kavrıyor.
hatta sırf maddesel şeyler için değil, maneviyat için de aynı felsefeyi güdebilsek ne güzel olur.
çok muhabbet tez ayrılık getirir derler ya, aynı yola çıkıyor işte.

10 Kasım, 2009

günün siparişi

8 yorum

Bana bir kız bebek lazım acil tarafından. Şu fotodaki gibi bir güzellik olursa sevinirim :)
Şaka ayol.
1-2 sene içinde umarım tabi, olsun bir kızım.
Ama o zaman ben sapıtırım sanıyorum. O kadar güzel, şık, sevimli şeyler var ki kız bebeler için, almadan durmak çok zor olmalı. Benim bile alasım geliyor, kız annelerini düşünemiyorum.


Atatürk dedem

1 yorum

Efe böyle diyor Atatürk'ün fotoğrafını görünce: 'Atatürk dedem!'
O'nu dedesi sanıyor, sevgiyle bakıyor... Nasıl bir masumiyet ve önsezidir bu çocuklardaki?
2 yaşındaki o minicik kalbinde Atatürk dedesinin yeri ayrı, tüm ailesindekilerin kalbinde olduğu gibi elbette.

Nur içinde, ışıklar içinde yatsın Atamız;
çünkü nice Efeler doğacak daha, büyüyecek ve izinden gidecek O'nu her geçen gün daha iyi anlayarak ve benimseyerek...
Ve tabii bizler;
çağdaş, eğitimli, sayduyulu anneler olarak çocuklarımıza O'nu doğru şekilde anlatacak yegane insanlarız.
Bunu asla unutmayalım. Unutanlara da hatırlatmayı borç bilelim.

30 Ekim, 2009

freud'a ne yaptık da çocuklarımız böyle oldu ?????

16 yorum
şşşıırrak!
i-na-nıl-maz beğendim.
dün akşam bitirdim, bu akşam da yeniden bazı yerlerin altını çizerek üzerinden geçmek istiyorum.
günümüzde ebeveynlerin, içinde bulundukları bilgi karmaşası ve kirliliğinden, çeşitli yönlendirmelerle sürekli 'doğru' anne-baba olmaya odaklandıklarından dolayı ne yazık ki artık anne-baba olamama durumlarına değinmiş kitap.
hakkaten de son yıllarda biz anne-babalar o kadar büyük baskılar altındayız ki artık ne yapacağımızı şaşırmış durumdayız. çoğumuz iyi eğitimli, kültürlü, kendine güvenen, iş bitirici, araştırmacı ve bir o kadar da duyarlı ebeveynleriz. ama nedense çocuklarımızla ilgili en ufak bir pürüzde kendi içgüdülerimize güvenmektense, pedagoglara yani işin erbaplarına danışıp sorunları bir çırpıda halletmek istiyoruz kısa yoldan. hepimiz çocuklarımızla ilgili konularda mütemadiyen sihirli reçeteler peşinde değil miyiz? 'zeki çocuk yetiştirmenin ipuçları' ya da 'yaratıcı çocuklara sahip olmak için 10 tavsiye' vs. gibi yönlendirmelerle çevrili dört bir yanımız.
aslında çok bıkkınlık verici değil mi? ve kesinlikle gerçekçi değil.
yahu hepimiz mükemmel çocuk yetiştiremeyiz ya :)
bir kere bunu kabul edelim.
kaldı ki ebeveynlerin 'mükemmel' ya da 'zeki' ya da herhangi bir harika sıfatlı çocuk yetiştirme eğilimleri aslında kendi 'mükemmel' ya da 'harika' anne-babalıklarının ispatı olduğundan çok da zorlayıcı aslında çocuk için.
sanırım önce 'anne baba olmaya' çalışmalıyız, çocuklarımız da kendi yollarında yürümeliler.
bizim yolumuzda değil.
ancak o şekilde mutlu olabilirler çünkü.
evet, kitap kesinlikle benim beynimde kıvılcımlara ve aydınlanmalara sebep oldu. zaten doğru olduğunu hissettiğim bazı şeyleri bir anda çok daha iyi kavradım ve emin oldum.
otorite konusuyla ilgili hem benim hem de gürbüz'ün eksikliklerini, bunun temelinde nelerin yattığını gördüm.
dün gece efe uyuduktan sonra gürbüz'le paylaştım hemen okuduklarımı ve genel hissiyatımı. hak verdik birbirimize. nedense bir iyi polis-kötü polis durumu vardı bizde. anladık ki öyle birşey yok aslında. yapmamalıyız. hemen pratik kararlar aldık müdahale edeceğimiz durumlarla ilgili ve açıkçası buna şimdiye kadar pek gönüllü olmayan gürbüz'ün idareyi ele almasına karar verdik sayılır. bakalım, uygulayabilecek miyiz?


27 Ekim, 2009

3 yorum
anlayamıyorum, ne kadar zor bişey oldu yaşamak? özellikle bu kentte, bu ülkede, bu dünyada...
şeytan da demiyor ki bas git. öyle bir babayiğit yok burada maalesef...
hem sorumluluklar var. binlerce ve binlerce...
çocuk, koca, ev, evin her türlü düzeni, yemek yapılması, bakıcıyı kontrol ve idare, sosyal hayata katılmaya çalışma, iş, ofis, patronu idare etme, tüm işlere yetişmeye çalışma, trafikle boğuşma, sürekli sabretme, sağlıklı olmaya çalışma, mütemadiyen diyet yapmaya çabalama, tüm alışverişlerde kaliteliyi ucuza alma çabası, aman kazıklanmayayım hissiyatıyla sürekli tetikte olma hali, her daim biryerlere yetişmeye çalışma, sürekli doğru davranmaya çabalama, domuz gribinden korunma.........................
sanırım tam bir bunalma döneminin ortasındayım.
kendimi kapıp koyvermeyi hiç bu kadar istememiştim.

ve maalesef beni benden başka hiç kimse ya da hiçbirşeyin herşeyin daha iyi olacağına ve hala umut olduğuna ikna edemeyeceğini biliyorum.

23 Ekim, 2009

bu sabah

4 yorum
H- efeee, günaydın! iyi uyudun mu?
E- uğudum
H- rüya gördün mü peki
E- ebet
H- aa ne gördün rüyanda?
E- miy miy
H- kaç taneydiler acaba miy miyler?
E- üç.. döğt.. bes.. ağtı.. dokuş.. on.
H- ?